Aptallar – 2 –

Yoğun tahrik üzerine güzide yazılarımdan birine devam etmeye karar verdim. Eğer bu bloğuma yaptığınız ilk ziyaretinizse, veyahut “güzide ne demek? hangi yazının devamı bu?” olduysanız, buyurun Aptallar 1. Ama şunu da söyleyeyim, bu yazıyı özümseyebilmek için ille de ilkini okumuş olmanız gerekmiyor. Bunu da okumanız gerekmiyor. Eğer aşağıya yazdıklarımı idrak edemiyorsanız, “aptal” olmanız gerekiyor…

Merhaba Dünya! Bilmiyorum bu senin kaçıncı turun gece gündüz eksenin etrafında döndüğün… Rotanı bir kez olsun şaşırmadan, ambale olup Güneş’e Ay’a gömmeden nasıl da güzel güzel dönüyorsun milyonlarca yıldır. Gözlerim yaşarıyor yemin ederim. Güzün dönüp bahar oluyor, gecen dönüp gündüz oluyor, özün dönüp sözün oluyor… Sen nezaketinle örnek, cömertliğinle zengin bir hazinesin bizim için. Üstelik o kadar bilinmeyenli denklemlerine rağmen hiç bir şeyi de problem etmiyorsun, sen çözümsün. Daha anlaşılır olan ikinci yolusun problemlerin. Kusursuz bir zekanın kusursuz bir eserisin. Sanırım Tanrı tüm bu özelliklerini daha da belirgin kılacak bir kontrast yakalamak için bu aptalları yaratıp üstüne koymuş. Dahice.
Geçen gün Kızılay’da metrodayım. Güven Park tarafından inip sola dönerseniz orada “Şeyh Şamil” diye bir cami var. Evet orada, metronun içinde. Tam önünden geçerken elemanın teki durdu ve bana o caminin yerini sordu. Dönüp caminin tabelasına bakıp, “Bu camiyi mi sordun bilader?” dedim. Tabelayı okudu ve “evet” dedi başını da onaylar şekilde aşağı yukarı sallayarak. Tam masum bir vatandaşı hedefine ulaştırmanın verdiği sosyal huzurumu edinmiş gideceğim, gidemedim. Önümde dikiliyor herif. Gözlerinde sadece bir aptal da görebileceğiniz o şeffaf mika kıvamındaki parıltı ve söz dinlerlikle bekliyor. Tutamadım kendimi.
-Kardeş, şimdi buradan geri dön güven parka çık, Maltepe’ye doğru yüz metre tırman orada tekrar sor parmaklan işaret ederek gösterirler.
-Teşekkürler kardeşim! dedi ve gitti…
İngilizce konuşma yapan bir konuk eğitmenin türkçe tercümanına (adama değil bak, tercümanına) ingilizce sorular sorarak, türkçe cevaplar almasına rağmen idrak edemeyip hala 3. sınıf ülkelerin mini mini birinci sınıf öğrencileri gibi ingilizce konuşmaya devam etmeye çalışan fizyoloji hocam da oldu benim…
Geçtiğimiz seçimlerde pusulaya “evet” mührünü bastıktan sonra hızını alamayıp üzerine adını soyadını yazan, ve hatta altına da imzasını atıp oyunu piç eden arkadaşları da duyduk. (Onlar için hep bomboş bir kağıt taşıyorum yanımda, bir gün bana da denk gelirse imzalatacağım )
Hani kedilere köpeklere yazın susadıkları zaman içsinler diye küçük kaplara su doldurup yol kenarlarına koyuyoruz ya, işte bu aptallar içinde sağa sola siyanür hapları, jiletler, baltalar falan bırakalım lütfen. Belki dahice bir fikir gelir akıllarına ansızın… Ama ip, tabanca gibi çekmeli basmalı şeyler bırakmayın, mekanizma karmaşık gelebilir…Yemin ediyorum çok sıkıldım. Belki 3. yazı olursa tekrar görüşürüz.

3 Yorum

  1. Adsız
    Haziran 29, 2015

    Kaltaklar,kaaaaaaaltaklar acı acı gülüyorlar..

Bu yazı yorumlara kapalı.