Bu hıyarın tadı da tuzu da sendin

nasır gitar çalmak rüyalar gece kolsa
Sonra senli benli konuşmaya başladık,
O sıralar unuttum işte adını…

Bu neyin kafası arkadaş?
Hiçbir şarap silemiyor ağzımdaki tadını…
Gide gele elimi tutar oldu artık gardı,
Gündüzlere geçiş yaptım gece rüyalarından…
Of! O ne titremeydi babacım!
Bir nefis dudak aldım iddia makamından,
Ademin yasak elması gibi, kıpkırmızı…
Derken müptelası olduk göz bebeklerinin,
Bende uzandım derinine derinine…
Sen hiç kendini bir yerlerde
Seni beklerken buldun mu moruk?
İşte ben de iki seksen uzandım hayretlere…
Leb dedi, tamamladım, gel dedi, uzatmadım…
O ‘kendini bilmez’ ama,
Onu bir tek ben anladım hacı…
Bir ömür yavrusu geçti,
O anlamadı, acı…
Ulan bir gün ziyaret edecek elbet aklı başını,
Ama korkarım gurur yapacak bu kalp ağrısı…
Bazen ne düşünüyorum biliyor musun ihtiyar?
Sat anasını, vur meraklısını,
Sonra da hatırlat sevdayı, tekrar tekrar,
Yeniden büyüt bir bebek gibi şu hırsızı…
Ama bu kez ürkütmeden,
Kollar gibi ipek gözlü bir ceylanı…
Biz de biliriz kırk çeşit kaşar doğramasını,
Ama benim ‘kalemim’ sendin…
Artık bu kağıda yazdıran temsilin,
Bu adamın sevdalısı…
Bir masal anlatalım dedik moruk,
Karı yanlış anladı.
Masal gibi harcıyor hatıraları…
Ne anladım kerevetinden, kim bulacak muradını?
Gökten üç elma düştü en son,
Bu hıyar hala anlatıyor masalını…