Deli Şeyler

alper eratilla
Senin de damağında kalan tatlar yüzünden düğümleniyor boğazın, biliyorum. Kursağını tıkayan bir heves yitip giden hayallerin. Bir göz açıp kapamasıydı belki tüm yaşananlar, ama bu defa bomboş bir dünyada uyandın tahmin edebiliyorum. Etrafında ki tüm bu gürültüleri, bende aynı sessizlikte duyuyorum. Ben de bir zamanların tüm renklerini senin gibi görüyorum, siyah ve beyaz. Eğer şanslıysam, birazcık ta gri…

Kar kokuyor hava, kar! O neyin kokusudur Allah’ım? Su desen kokmaz, soğuk desen kokmaz. Mevsimler mi sebep, bu esansın kaynağı ne? Bu güne kadar hep olmayanı görüp duyduğum için sanırdım, şimdi de kokmayanın kokusunu aldığım için deli olduğumu düşünüyorum. Bir rüya da yaşıyoruz, eminim buna. Ne var ne yok belli değil. Senden de şüphe ediyorum artık. Kokun kar, görüntün hayal, sesin kafamda ki o ezeli sesler gibi. Kendimi bildim bileli benimlesin yani. Seni ben mi yarattım yoksa? Bilemiyorum. Ama çamurumdan bir avuç eksik, belli.
Zaman diyorlar ya birde, onu hiç anlamıyorum. Bir an var bildiğim, o da şu an yaşadığım. İtiyorum çekiyorum, bir türlü bozamıyorum şeklini. İyisini alıp saklayamadığım gibi, kötüsünü de buruşturup atamıyorum. Üstüme yapışan bir ‘an’ var anlayacağın, ama o hep bir an olarak kalıyor, artan ya da azalan hep ben oluyorum. Zaman diyorlar, o anlar’ın toplamına. Bende bir tane olduğuna ve tanıdığım her şeyi onun içinde saklayabildiğime göre, zamansız mı yaşıyorum demek oluyor bu her şeyi? Öyle ya da böyle, seninkinin üstüne koymadan bu an’ımı, kestiremiyorum zamanımı…
Bu kadar sır varken çözemediğim, belki de karşımda duruyor cevap, göremediğim. Nasıl oldu diye soruyoruz ya bir şeyleri merak ettiğimizde, “uzun hikaye” diyorlar. Bir başka şey ilgimizi çekiyor, konuyu dağıtmamamız için ” o bambaşka bir hikaye” diyorlar. Talihsiz olayları acı, beğenilen talihi tatlı hikaye diye anlatıyorlar. Hatıralarını ‘hikaye’ diye anlatıyor herkes içgüdüsel olarak. Hikaye: “Gerçek ya da gerçeğe yakın bir olayı aktaran kısa, düz yazı şeklindeki anlatı.” Herkes bir edebiyat yapma peşinde yani. Edebiyat: “Yazın, literatür; içten olmayan boş sözler.” Gerçek: “Bir durum, bir nesne veya bir nitelik olarak var olan, varlığı inkar edilemeyen, olgu durumunda olan, hakiki.” Varlığını inkar edemeyeceğim tek şey ben olduğuma göre, demek ki tüm bu hikayelerin kahramanı benim, Herkes sürekli beni anlatıyor bir şekilde. Sen nasıl oluyor da duymazdan gelebiliyorsun, hayret. Demek ki sen bu hikayenin ne olayı, ne kağıdı ne de mürekkebisin. Olsan olsan ‘ilham‘sın sen. Başka bir isim koyamıyorum. Çünkü hikayemin içinde olmasan da , dışındasın diyemiyorum.
Deli saçması bütün bunlar, barutu katık edip tüfeğimin ağzına sürdüğüm. Seni nişan alıyorum ama sürekli şakaya vuruyorum. Geçtik, geleceğiz ve şimdi, her şey bir “an’lık”, biliyorum.