Evden Kaçış Oyunları – Bölüm 1 – “The Escape”

Hey! Merhaba size! Bugün daha önce hiç yapmadığım bir şey yaptım. Yok öyle terbiyesizce bir şey değil, onlardan yapmadıklarım çok nadir ve öyle de kalacaklar 🙂 Ama oldukça eğlenceli bir deneyimdi. Bunu bir alışkanlık haline getirip bir yandan da tüm bölümlerini sizlerle paylaşmak istiyorum.
Oyun oynamayı severim. Her türlüsünü, kutu oyunları, video oyunları, kelime oyunları yerden yüksek, doktorculuk , ne varsa 🙂 Bugün Ezgi aradı ve beni ne kadar özlediğini, bensiz yapamadığını falan söyledi. Şöyle bir esneyip saatime baktım. Olsundu, madem böyle bir sıkıntı içerisindeydi, giderimdi. Gittim. Ama gittiğime değdi de. Bu kız görmeyeli baya bi güzelleşmiş. Zaten maşallahı vardı da artık bende biraz özlemiş miyim ne, daha bir hoş göründü gözüme. Neyse sarıldık hasret giderdik,  o bana baktı ben yıldızlara. Öğlen vakti bile çobanından tut, küçük ayısını büyük ayısını görebiliyorum ben yıldızların.
Emek’te tantuni yedik. Allah’ım, bir insana tantuni yemek bu kadar mı yakışır?! Hele bir de o şekersiz kolasını içişi yok mu! İçim gıcıklandı. Yıldız mıldız hepsini boşladım hatunu inceliyorum. Saçlarını kestirmiş. Baya formda yapmış. Çaktırmadan o gizli defterimi çıkarıp adının yanına ufak bir yıldız yerleştiriverdim hemen…
Neyse konuyu dağıtmayacağım. Şimdi Ezgi bana bir sürpriz yapmak istiyordu bir zamanlar. Hatun oturmuş düşünmüş demiş adam zeki, karizmatik, on parmağında on marifet. Kafa zehir gibi! (Benim için düşünüyor bunları ha!) Mutfak robotu gibi adam demiş kedi canını yediğim, inşaallah. Ve oturup böyle bir oyun sistemini keşfetmiş. Gerçi istemeden sayıp alçak gönüllülüğümden taviz vermek zorunda kaldığım özelliklerim sayesinde ben bunu uzun zaman önce deşifre etmiştim fakat kısmet bugüneymiş. Kalk dedi gidiyoruz bahçeli yediye orayı bulup esirlerinin asit havuzlarında eriyip gitmelerini izleyen führer gibi keyif alıp depolamaya. Peki dedim. Senle birlikte değil yedi sekize bile giderim.
Gittik. Mekan gayet tatlı, gotik. Adı the Escape. İnternet sitesi bu : the Escape. İnternet sitesi bombok (eğer escape’in yetkilileri okuyorsa Volvoks diye bir şey var, paraya kıyın kaliteyi tırmalayın) ama mekan süper. Üç katlı müstakil bir eve kitliyorlar sizi. Her katı ayrı bir senaryoya göre hazırlanmış. Bizim gittiğimiz giriş katı olandı, 1980’li yıllarda yaşamış, kocasıyla problemleri olan (büyük ihtimalle kocasını öldürmüş olan) ufacık bebeği de ölünce kafayı tırlatmış bir kadının hikayesi ile temalanmış bölümüydü. Görevli var bir tane Alperen. Diyorum adaşıma, önden ufak bir anlat içeride azıcık havamız olsun hatuna. Hiç açık vermiyor. Haklı da. Çünkü konseptlerini çok seyrek değiştiriyorlar (mekan ve maddi kaynakların kısıtlı olması herhalde sebebi) ve bir defa oynayan grup aynı oyunu tekrar oynamıyor haliyle.
Bende kalkıp senaryoyu anlatacak değilim. Biz de emek işçisiyiz, halden anlarız. Ama biraz atmosferden bahsedeceğim çünkü çok hoştu.
Hacı, şimdi dandik tahta bir kapıdan kapkaranlık bir hole giriveriyorsun. O dandik kapı seni hayretler içerisinde bırakacak bir elektronik aksama sahip meğerse, gacırdaya gucurdaya kendini kapatmayı becerip bir de üstüne kilitleniveriyor automatically. İçinde bulunduğun ortam beş metre kare var yok. Işıklar prison brake’in en adi hapishanelerinde geçen bölümleri gibi cızır cızır bir yanıp bir sönüyor. Etrafında evin odalarına açılan, Arsen Lüpen’i ağlatacak kilitlerin bulunduğu üç tane kapının bulunduğu bir yerdesin. Amaç bu deliren karının kah anılarını, kah eşyalarını yoklaya yoklaya ipuçları ve şifreleri toplayıp kapıların kilitlerini bir bir açmak. En sonunda da tekrar özgürlüğüne ulaşan kapıyı açmaya çalışıyorsun. 60 dakikan var. Biz Ezgi’mle 53 dakika da bitirdik ama o da acemiliğimize geldiği için, ben hayatım da çok problem çözdüm ama hiç asma kilit açmadım neredeyse. Yok çizgisine getir, yok noktasının üzerine koy sayıları. $!^#….Siz anladınız.
Ortamda gerilim yaratan sesler hep var zaten o Allah’ın emri. Ama bazen bu bizim Allah’sız şizofren feriştah bildiğin sıçırtıyor adamı. Aynalarda mı beliriyor dersin, olmadık zamanlarda histerik çığlıklar mı atmıyor… Ben şahsım adına ani tepkiler verdim. Kendimden beklemeyeceğim kadar hemde. Tam orada Sherlock Holmes modunda elimde dibini aydınlatmayan dandik fenerimle iş üstündeyim, “waaaaa” diye bir çığlık. Giderseniz sizin de tüyleriniz dikelecek tırı vırı yapmayın! Buradan ağzımdana çıkan tüm kötü sözler için 60 dakikalık oyun boyunca sabırla bizi izleyen arkadaşlardan özür diliyorum. Bir anlık şeylerdi hepsi, şahsınıza yönelik söylediğim o kötü şeyleri gerçekten kastetmedim.
Biz eğlendik. Gerçekten güzel bulmacalarla dolu ev. Anlık ürküntülerin dışında korku unsuruna da abanmamışlar, bulmaca ve bilmeceleri ön planda tutup gerçekten güzel vakit geçirilebilecek güzel bir oyun ortaya koymuşlar. Ve son şifreyi de çözüp çıkışa doğru tırmanırken hoş bir tatmin hissi ile doluyorsunuz. Maksimum 5 minimum iki kişilik gruplara izin veriyor the escape.  Biz Ezgiyle başbaşa gittik ve size de böylesini tavsiye ediyorum, her kafadan bir ses çıkan kalabalık bir grupla giderseniz bir bok anlayamayabilirsiniz.

İçeride moderatörler zaman zaman efektli şekil şukul bir sesle oyununuza müdahale edebiliyorlar. Ayrıca hamileyseniz, sara hastasıysanız, ya da bunun bir oyun olduğunu unutup mal gibi korkudan altınıza sıçacak hale gelip kötü olursanız bilin ki birileri sizi her an izliyor ve istediğiniz an dışarı çıkabilirsiniz. Biz daha çok komikli muhabbetlere girip aslında hiç ihtiyacımız olmayan bir kaç ipucu almakla yetindik. Ücreti uygun, yüz lira. Kalabalıkta gelseniz iki kişi de gelseniz bu böyle.Tavsiyem, sizde benim gibi güzel bir hatun bulup onla gelin.Böylesi daha “heyecanlı”.

Demelerimin sonuna gelecek olursak, ben çok keyif aldım ve Ezgi’nin de söylediğine göre böyle mekanlardan aslında baya bir varmış. Ama bu the escape içlerinde en iyisiymiş. O öyle söylüyorsa öyledir. Ben yine de ilk olarak Ankara’dakilerin hepsini görüp şifrelerini çözmeye kararlıyım. Gözlerinden öpüyorum yavrum teşekkür ederim.Buradan anneme babama, kardeşime ve bütün ölmüş türk büyüklerine selam yolluyorum. Cafer’e yollamıyorum bir tek, o bok yesin. Sağlıcakla kalın. Bay.

Not: Giderken bir de kapıda resim çekiyorlar, instagram sayfalarında yayınlamak üzere. Elime ulaşınca onu da koyacağım buraya ve bundan sonra ki tüm evden kaçış oyunu tecrübelerimi de acımasız, tarafsız ve lakait bir dille aktarmaya devam edeceğim. İzlemede kalın.