Günaydın!

Günaydın moruk. Şu gözlerimi çapaklarından kurtarayım sarılıp öpüşeceğim seninle, bir dakika. Hah, tamam. Acaba bir gün Calvin Klein modunda kalkabilecek miyim şu yataktan. Ama Ankara’da zor o iş. İki kat battaniyeye rağmen kabasını sızlatıyor adamın soğuk. Bir de nasıl tül yorganları sadece baklavalarıma kadar çekip donla yatayım? Neyse ya. Sanki ekmeği bulduk ta baklavamız kaldı…
Yüzümü yıkamaya çekiniyorum soğuktan. Sanki buzdan sopalarla suratıma suratıma vuruyorlarmış gibi oluyor. Ama suyun ısınmasını bekledikten sonra tıraş olmak zevkli. Tıraş olmak zaten hep zevkli. Vahşi, güdüsel bir tatmin hissi veriyor. Bir yandan günün ilk kemıl vayt bulutlarını yaratıyorum, bir yandan da dudaklarımı Al Pacino gibi büzerek çenemdeki bozkırları iskana açıyorum.”Kırt kırt” ediyor suratımda bir şeyler. Zeus gibi hissediyorum yüzüm coğrafyasına elle müdahalede bulunurken. Bu ne fantazya kendime yaptığım? Demek yanımda bir hatun olsa belini kırarak başlayacağım güne. Yapmadığım şey de değil, kahvaltıya tercih ederim.
Ha, hatun demişken kendi kendime şarkı söylediğimi farkediyorum. Neden? Böyle olmamalı. Nerde benim polifonik prensesim. Gel bakayım. Gevrek ve ateşli gülüşlerin eşliğinde bir kaç günaydın duyalım da kendimize gelelim. Dünyanın en hoş sesi bu sizin gülümserken çıkardığınız ey hatunlarım. İyi ki varsınız. Ee, ne yapacağım şimdi? Bir kaç bulaşık yıkayıp kahvaltı falan mı hazırlasam sonra? Yok daha neler. Ketılın suyu kaynayana kadar mutfak duvarlarını itip arada koala vari esnemelerim eşliğinde omuzlarımı açayım. Biraz sonra kahvenin buharını içime çekmemle beraber kendime geleceğim zaten. Şu an kimdeysem anasını satayım. Her gün aynı hissiyat…

Sonra? Sonra kırmızı’ma dokunacağım tabi ki! O ben anlatmasam da gördüğüm rüyaları bilir çünkü. Unuttuklarımı da bana anlatır tekrar. Gül ağacından sapı avuçlarımın içini okşar. Metal kıyafetlere bürünmüş ipekleri bir yandan parmak uçlarımı öperken, bir yandan rengarek ıslıklarla doldurur kulaklarımı. İki dilim şokellalı ekmek veya bir avuç fındığın gün boyu sağlayamayacağı kadar enerjiyle dolana kadar sevişirim onunla her sabah.

Nihayet kendimdeyim. O ne o, ihtiyacım olan kod parçacığı mı? Yoksa uygun mısrası mı bir şeyler eksik dediğim şiirimin? Ha, bizim ilham’mış… Hiç şaşırmaz. Her gün demin anlattığım ritüelin tam da  üstüne gelir. Tamam dostum hemen not alıyorum. Ama detaya girmeden önce bir kahve daha, sade mi? Hay hay…

Tekrar günaydın sana Dünya! Dün gece o kadar uzun süre yoktun ki geri dönmezsin sanmıştım…Şaka be yavrum hemen savunma moduna geçme. Senden döneği mi var allah aşkına. Dur ceketimi giyeyim.Bu arada kulağıma seninle ilgili hoş olmayan espiriler çalınıyor zaman zaman. “Bizim ‘küresel’ ısınıyor” falan diyorlar. Bir tek bana mı böyle soğuksun domuz:).Ezdirme kendini. Kaç milyon yıldır yaşadığın hiç önemli değil, benim için 25 yaşındasın sen. Valla. Seviyorum seni..Bugün yine bol bol dolanacağım üzerinde. Almam gereken bir kaç nefes var. Hadi, Fazıl Say, öptüm bay.