İçimdeki Deli

Ne var biliyor musun, bence senin gözlerinde kocaman bir şey eksik. Rahatsız edici bir şey… Gözlerin! Onların olması gereken yerdeki minik çukurlara bakmaktan alamıyorum kendimi…

Sana bunu kim yaptı? Ah, doğru ya, ben. Özür dilerim, yakışacağını düşünmüştüm. Yanılmışım kusura bakma. Ah o güzel, kocaman gözlerin…Buralarda bir yerde olmalılar, neyse bulunca geri veririm, sıkıntı yok değil mi? Güzel.
Bugün yine bir sürü şey öğrendim. Mesela dizel motorlar benzin motorlarına göre çevreyi daha fazla kirtletiyormuş. Ayrıca, her ne kadar litre bazında daha ekonomik gibi görünsede, kilometre cinsinden hesapladığın zaman lpg’nin litresi ile dizelin litresi arasında lpg lehine sadece bir kaç kuruş farkediyor. Şimdi böyle bir durumda tüp takıp arabayı mundar etmeye gerek var mı? Bence yok.Her gün Türkiye’de 200 araç daha trafiğe katılıyor. Bu sene de 73.000 araç demek! Ben param olunca hibrit alacağım, yoksa dizel alıp çevreyi kirleteceğim. Tüplü istemedim.
Hiç yemek yapmamış olmama rağmen mutfağımda bir sürü bulaşık birikmiş. Onları da yıkadım. Bulaşık teli aldım (adı budur herhalde), Önce soğuk su ile yıkamaya çalıştım. Ellerim üşüyünce sıcak suyla denedim. O zamanda ellerim yanar gibi oldu. Ben de o ana kadar kaç bulaşık yıkadığıma baktım. Sayısı beni tatmin edince kalanları attım çöpe. Çöpleri de yarın atacağım. Şimdi masus atmıyorum, belki evin önünden kaldırdıkları çöp konteynırını yarın tekrar koyarlar eski yerine. Evimin önüne çöp bırakmayı sevmiyorum, sokağım kirleniyor.
Bir telefonum olmadığı için sabahları uyanmakta güçlük çekiyordum. Aslında kargoyla bir tane gelecekti, ama getirmek için benim evden çıkmamı beklemişler. Hafta sonu da 14:30’a kadar açıkmışlar. Ben 15:03’te uyandım. Işıklı masa saatiminde alarmı yokmuş. O yüzden bende bir alarm programı yazdım bilgisayarıma. Sabah 08:30′ da Şebnem Ferah çalarak uyandırıyor beni. Aslında gayet başarılı. Tek sorun bilgisayarımı hep açık tutmam gerekiyor. Ekran parlaklığını azalttım, uyunmuyor başka türlü aynı odada. 
Ben aşığım biliyor musun? Hem de bir sürü küçük şeye! Mesela gitarıma. Ona mutlaka her gün dokunuyorum. Konuşuyoruz onunla beraber. Gün geçtikçe beni daha iyi anlıyor ve daha az nazlı artık. Dolma kalemime de aşığım. Bir kaç saniye kağıdın üzerine dik bir şekilde tutarsam küçük ebruliler bile yapabiliyorum. Armut minderlerimi de çok seviyorum, yumuşacık ve rengarenkler. İçlerinde Peter Pan’ın perisi Tinkerbell’in memeleri boyunda küçük küçük yuvarlak şeyler var. Ama açıp bakmadım hiç, elimle yoklayınca hissediyorum. Açarsam bir anda taşarlarmış ve eski haline getiremezmişim bir daha. Bazı insanlara da aşığım. Yüksek sesle söylemiyorum sadece. Çünkü deli onlar, şimdi ben dile getirirsem kafaları karışır, onlar da öyle olduklarını zannedebilirler. Ama beni anlıyorlar ilginç bir şekilde. Capcanlı hissediyorum kendimi, teşekkür ederim! Hiç utanmam yok onlara karşı, aslında olmalı ama, yok işte. Seviyorum, çok.
Küçük , eski bir evim olacak benim. Seviştiğim ve uyuduğum odanın dışında hiç bir şey için özel bir odası olmayacak. Şirin kırmızı koltuklar ve ahşap rafları olan ahşap şeylerle dolu olacak. Televizyon, radyo, telefon veya bilgisayar da istemiyorum. Bir tane lambalı amfi belki, belki bir kaç tane de güzel yer lambası. Ve pikap! Evet bu kesinlikle olacak. Zaten babamda iki tane antika var. Ona da dedem vermiş. O da bana verirse bende alır koyarım. Bir de sevdiğim kadının yapmayı gerçekten sevdiği şeyleri yapabilmesi için bir kaç parça da onun eşya koymasına müsade edeceğim. Ama sadece ben uyurken ya da onu onlarla uğraşırken görmek istediğim zamanlarda kullanabilecek. Zaten sevişmiyorsak ve uyumuyorsam da o evde ne işim var? Dünya benim memleketim. Çıkar gezerim deli miyim ne durayım?  Ama dünya ne kadar büyükse, benim evimde o kadar küçük olacak işte o kadar!
Ya bir sokakta ansızın ölüverirsem? O zaman saymam bunu kimse kusura bakmasın. Ben sıcak bir yerde, mümkünse sıcak bir kucakta ölmek istiyorum. Çünkü bu benim birine verebileceğim en sıcak nefesim olacak kaskatı kesilmede önce. Başka türlü ölmem. Hediyeler insanları hep mutlu eder ve bende sevdiklerimi mutlu edecek hediyeler vermek isterim. Hani piyangocuların ellerinde kalan biletleri satmak için sanki sırf son diye çıkacakmış gibi “son biletler bunlar!” diye bağırmaları var ya, o ümidi yaratmak istiyorum sevdiğimde. Son nefesimi, son bakışımı, son öpüşümü ve son gülümsememi alıp kazısın istiyorum kalbine. Kazısın, belki tekrar çıkar, bundan başka dünyalar da var…
Taşmak istiyorum artık! Kafamda ki melodiler, parmak uçlarımda ki hisler, sadece bana görünen renkler o kadar çeşitli ve canlı ki, herkes duysun herkes bilsin ve görsün istiyorum! Gerçi kafamda ki küçük adamlar hepsine ortak, bir alıp veremediğimde yok onlarla. Hoş sohbetler, akıllılar ve çoğu zaman da derinden etkiliyorlar beni. Ama ben taze zihinlere de girebilmek istiyorum. Kötü biri değilim ben o kadar. Bunca ıvır zıvır şeyi, hatta sıkıntıyı, ölümü ve çaresizliği bile kabul ediyorsa bu zihinler, beni de etsinler istiyorum sadece. Aklım sıra ölümsüz olacağım, ne çakalsın sen alper, puşt seni… İyi ki aynı taraftayız yoksa sana bir çift lafım olurdu.
Köpekleri seviyorum. Eğer siz de seviyorsanız bunu söylerken samimi olduğuma inanın ne olur. Onların gözlerinin içine bakmak çok güzel, eşsiz. Gerçekten duyguları var mı yoksa karbon bazlı robotlar mı tam emin olamasam bile hala, onların sevgi duyduğunu hissediyorum, hemde her şeye. Ve onlardan özür diliyorum ürkütüp incittiğim için. Bütün hayvanlar birer bebek ve hep öyle kalıyorlar. Tek istisna benim galiba, onların kafalarını nazikçe okşayın benim yerime de.
Seni bugün de öldürmemeye karar verdik yabancı. Ama dikkatimizi çok dağıtıyorsun, gözlerimiz kamaşıyor. Başımız ağrırsa beklenmedikler olabiliyor. Şimdi bir şarkı söyle ve dikkat et güzel olsun. Seni seviyoruz. 



İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir