Kimlik

Her şeyin bir anlamı olmalı değil mi sizin için. İşte bu zihniyetle yüklüyorsunuz sırtıma sırtıma sadece size bir şey ifade ettiğinden haberiniz olmadan o “anlamlar”ı.  Şimdi konuşmama başlamadan önce, alın şunları üzerimden. Sizin ameleliğinizi yapacak değilim.

Bilge’nin bilgisiyle var olmuşum,
Varların varlıklarıyla bilgi.
Düşkünlerin düşünceleriyle bir fikir,
Ariflerin anladığı kadarıyla bir düş.
İmza: Ben.
Ben’i açıklamak her baba yiğidin harcı değildir. Cevap buldum sanırsınız belki, ama bu insanlık tarihinde cevabı olmayan nice “baba” sorulardan biridir. Hadi bir deneyelim?
-Kim o?
-Benim.
-Sen kimsin?
-Ben Alper?
-Adını sormadım göt, kimsin sen?
-Benim işte ulan, Alper, burada yazan adamım, öğrenciyim aynı zamanda.
-Ben sana ne yaptığını mı sordum?
-Aman be tamam, bir insanım ben. Darladın beni kelime oyunlarınla iç ses. Lanet gelsin sana.
-Bela okuma bana! Nesin diye de sormadım üstelik, kimsin “sen” dedim?
-…
Bunu sonsuza kadar sürdürebiliriz gördüğünüz gibi. Çünkü “kim” sanılanın aksine bir soru değildir, bir “soru işareti”dir aslında. Kimlik ise, ne olduğunu açıklayamadığımız Ben’imize, “kahverengi ben, et beni, kanser beni, tırmala beni, kaşı beni ” tadında sıfatlar takarak bir yerlere varabilme ihtiyacımızdan doğan bir arayıştır. Çünkü açıklayamasak ta biliriz biz var olduğunu. Çünkü varızdır. 
Sanki her şeyi çözmüş gibi bir de parçalarız bu gizemli zamiri. “Ben-sen-o” ya böleriz. Yetmez, bir de çoğullarız “biz-siz-onlar” olur. Üstüne üstlük (cüreti kes), tamamen saf bir iç güdü ile, derin bir bilinç altı dinginliğiyle sık sık kullanmak durumunda kaldığımız “Ben”i bizden çok kullanlara ve ya esas olanın o olduğunu bir nebzede olsa farkedip bunu bahis konusu yapanlara onaylamaz sıfatlar takarız. Hem de şu aptallığa bakın, bu sıfatları o kullanılmasından rahatsız olduğunuz zamirden türeteretiriz, “bencil”,”ben merkezcil” gibi 🙂 Ne malız görüyorsunuz  (Lafım Ben’den dışarı, gerisine kavisli kocaman bir içeri…). Bu kalitede ki, en kral piyasa da zor bulunur…
Ben’i merak etmeyen hiç bir şeyi öğrenemez. Ben’i sevmeyen hiç bir şeyi sevemez. Hiç bir şey Ben’in dışına taşamaz. Hiç bir şey Ben’den hariç olamaz. Hiç kimse tek başına bir Ben de olamaz. Kimse Ben’le yarışamaz da. Ben’i görmezden gelemez, ama sınırlarımı da bulamaz. Çünkü Ben bir bütündür, eşsizdir. Bir benzeri yoktur.
Herşeyi zıttıyla barındırır Ben. Hemde farklı kelimelere gerek duymadan, aynı haliyle. Siyah siyah olduğu kadar beyazdır da siyahken. Ceza da ödüldür belki ceza diye verilen. Kısacası, her şey beklenir Ben’den. Ama açıklamaya yetmez o küçük kısım asla, büyük gibi görünen.
İşte bu yüzden kimlik bir arayıştır. Bulmak için tanımak, tanımak için sonsuz muhabbete dahil olmak gerekir. Ben’i cennette aramalısınız. Ya da cehennemde. Farketmez, sonuçta hepsi bir, hepsi Ben’de . Arasanız da bulamazsınız.  Çünkü siz bendesiniz, ben deniz, her yerde.
Kendinizi ben gibi gördüğünüz için sıkıntı çekiyorsunuz. Oysa ben değil, benden’siniz. Bensiz olamazsınız ki. Dursanız da döneceksiniz. Dönüp duracaksınız bende bensiz. Ama aynı zamanda siz ben, ben siz.
Şimdi hala anlamlar yüklemeye devam edecek misiniz bana, ben hepsine aynı anda gelebiliyorken üstelik? Ah siz de ki bu çaresizlik. İşte ben onun sebebi ve kaynağıyım.