Lucid Dream(ing) Olayı -1- Rüya Kavramı

ruyalar gece kolsa lucid dream

Biliyorsunuz, rüyalar özel ilgi alanım, özellikle de kol gibi olanları :).
Ama şu kesinlikle yanlış anlaşılmasın, bunlara yüzeyselliklerinden öte anlamlar yüklemem, tabiriymiş, falıymış hiç itimat etmem. İtimat edenlerle de oturup polemiğe girme ihtiyacı hissetmem. Bence her şey göründüğü gibidir, ve öyle olmalıdır da. Yazımın ilerleyen kısımlarında yüzeyselcilik ile ilgili felsefemden detaylıca bahsedeceğim. Önce ufak bir girizgah yapmak istiyorum.

İnsanların çoğu sığırdır. Bu nacizene bir benzetme, hemen kızmayın :). Araştırmayı sevmeyiz çoğu zaman. Çitlerin ötesini merak etsek bile, oraya kadar gidip ardına bakmaya üşeniriz. Fakat bu fıtratımızla ters düşer, nitekim içimizde bütün işi gücü sadece soru işaretleri üretmek olan, kaynakları sınırsız yirmi dört saat faal bir fabrika vardır. Sürekli açtır, sorar merak eder, cevaba ulaşıp tatmin olana kadar da yorulmak nedir bilmez. Ama çabuk kanar, bizde üşengeç sığırlar olduğumuz için dedikodularla, hurafelerle yatıştırırız onu. Çok düşünmeyiz müspet mi değil mi. Boşuna demiyorum sığırız diye, peşine takılacağımız bir ‘sürü’ bulmak yeter bize. Körü körüne inanmamız için atalarımızın da aynı dine inanıyor olması kafidir. Doğrularımız ve yanlışlarımız hep çoğunluğun oylarıyla benimsenmiştir. Güzeli güzel, çirkini çirkin yapan ince zevklerimiz yerine genelin kabulü olmuştur. Bu genel kabuller kimi zaman ahlak kuralları, gelenek ve görenekler, kızlara pembe erkeklere mavi diye çıkar karşımıza, kimi zaman anayasalar ve demokrasilere iman ederiz bizleri uçuruma sürükleseler bile. Sizleri bu çok sevdiğiniz tembelliklerinizden uzaklaştırma çabasında değilim, anarşizm kim ne derse desin bireysel bir eylemdir.

Bütün bunları ne diye anlatıyor bu lavuk (boş konuşan) diye mızmızlanıyor olabilirsiniz. Ama konumuz rüyalar, sonunda anlayacaksınız. Rüyanın sözlükte üç temel anlamı vardır. Bunlar:

Düş. (Sözlük anlamı)
Gerçekleşmesi imkansız olan durum, hayal. (Örnek: Boşuna bir rüyanın peşinden koşuyorsun.)
Gerçekleşmesi beklenen ve istenen şey, umut. (Örnek: Rüyalar gerçek olsa…)
Şimdi rüyanın temel anlamından başlayarak hedef konumuz olan lusid’e doğru yavaş yavaş ilerleyelim.

Bazı insanlar gelir dünyaya zaman zaman. Bunlar geri kalan milyarlarca sığırın aksine, hakikaten insandır. Sanat eserleri, akımlar, teknolojiler, zekice problemler ve bunları çözümlememizi mümkün kılacak rengarenk algılar yaratırlar. Onlara genel olarak “düşünür” deriz. Düşünmek kelimesinin kökü, rüyanın temel anlamı olan “düş”tür. Onlar çitlerin arkasında ki dünyayı masal gibi dinlemek yerine, sürülerin kabullerini hiçe sayarak kendi kendilerine tecrübe etme cesareti göstermişlerdir. Muzaffer olabilenleri ise bu sürülerin başlarına çobanlar olmuştur. İçlerinden bazıları şunları söylemiştir:

“Hayatlarımızı bir rüya ile karşılaştıranlar haklıymış. Uyanık uyuyor ve uykuda uyanıyormuşuz.” MONTAIGNE
“Gönlüm ne dertlidir, ne de bahtiyar; Ne kendisine yar, ne kimseye yar, Bir rüya uğrunda ben diyar diyar, Gölgemin peşinden yürür giderim…”
Necip Fazıl KISAKÜREK
“Gerçek yalnızca bir ilüzyondur(rüya), ama bitmek bilmeyen bir ilüzyon.”
Albert EINSTEIN
“Rüya bilinç dışına açılan kralların yürüdüğü bir yoldur.”
Sigmund FREUD
“Firmamızın sahip olduğu tek varlık, insanın düş gücüdür.”
Bill GATES
“Onların peşinden gidecek cesaretiniz varsa, bütün rüyalar gerçek olabilir.”
Walt DISNEY
“Biz rüyaların üzerine bina edilen malzemelerden oluşuruz.”
William SHAKESPEARE
“Bir hayalperest sadece Ay ışığı ile yolunu bulabilir, ama cezası Dünya’nın geri kalanından önce yıldızları görmesidir.”
Oscar Wilde
“Gelecek, rüyalarının ne kadar güzel olduğuna inananlarındır.”
Eleanor ROOSEVELT

Şimdi bunlar sadece bir avuç fiyakalı söz değil işte. Göz önünde olmasına rağmen görülemeyen bir sırrın açığı vurulması her biri… Ne zaman aykırı bir şeyler yapmak istesek, tutkularımızın peşinden koşmaya kalksak bizi ‘hayalperestlikle’  etiketler bu sığırlar. ‘Düşkünler düşünür’, derler. Olmayacak, boş işlerle uğraştığımızı söylerler. Ellerine geçen her fırsatta da, hiç bir sebepleri olmamasına rağmen ya bizi yıldırmaya, ya da doğrudan müdahale ile engel olmaya çalışırlar. Eğer pes edersek sevinirler ve bizde onlardan biri oluruz. Halbuki, her şeye rağmen kendimizi hayallerimize adarsak, en sonunda mutlaka başarılı oluruz. Ve bu aynı hıyarlar kuşaklar boyu bizden ‘büyük düşünür‘, hayallerimizden ise ‘eser‘ diye bahsederler. Aradaki farkın sebebi, bazı insanların bu dünyaya hayal edip yaratmak, bazılarınınsa sadece uyuyup başkalarının hayallerinden beslenmek üzere gelmiş olmasıdır.

Umarım buraya kadar bir bilinçlilik hali oluşturabilmişimdir. Gelelim ikinci sözlük anlamına: ‘Gerçekleşmesi imkansız olan durum…‘. Bir defa bu hatalı bir tanım. Çünkü rüya bir ‘gerçektir’. İster mecaz anlamlara, benzetmelere göre, isterse sadece uykuda tecrübe edilen bir olay olarak ele alınsın, kimse bunu inkar edemez. Yani rüya asla gerçekleşmesi imkansız olan değildir. Şimdi dikkatle devam edelim, üçüncü anlamda ‘gerçekleşmesi beklenen, istenen şey, umut‘ olarak tanımlanmış. İnsanlar daima bir şeylerin gerçekleşmesini umut ederler, ve çoğu zaman gerçekleşirde (acıların çocukları, defolun gidin!). Yani rüyalar gerçek olur. Şimdi ya bu iki tanımı aynı anlama karşılık getirenler kamyon kadar sığırlardır, ya da imkansız diye bir şey yoktur. Bence her iki önermem de doğru. Daha detaylı kanıtlayacağım.

Bir kere, rüya sadece uykuda tecrübe edilen bir olay değildir. ‘Gerçek’ ve ‘rüya’ ise birbirlerinin zıt karşılıkları hiç değildir. Bu dünya karadan yürüyen gemileri, havada uçan denizde yüzen metal yığınlarını, atmosferden atlayan insan evlatlarını, kıtalar arası iletilebilen sesleri ve suretleri, bulutları aşan evleri, Da vinci’leri, Pisagor’ları, Atatürk’leri, beni ve daha nice rüyaları ‘gerçek’ diye gördü, öyle bildi. Çok defa sadece bir kişinin tutkularına olan bağlılığı, milyonlarcasının doğmasına veya ölmesine yeterli oldu. Bazılarının rüyaları o kadar benimsendi ki, insanlar sırf bir parçası olabilmek için kendi rızalarıyla ölüme yürüdüler. Bazıları binlerce yıldır unutulmayan masallar olarak kazındı ortak benliğimize, iman ettik yaşamışızcasına. Gözümüzün açık ya da kapalı olması hiç bir anlam ifade etmiyor, bir anda, bir rüyada yaşıyoruz.

Okumada ve kavramada kolaylık sağlayabilmek adına bu denememi bir yazı dizisi olacak şekilde parçalamaya karar verdim. Şimdiye kadar temel olarak ‘rüya kavramı’ndan bahsettim. Sonraki bölümlerde rüyanın kaynağından, amaçlarından, fizyolojik etkenlerinden, çeşitlerinden ve verimli kullanabilmesi için neler yapılması gerektiğinden bahsediyorum. Lusid, bu akışın içinde kendiliğinden algılanmakta, ve sonuç kısmında güncel teknolojileri de dahil olmak üzere detaylıca, doğrudan açıklanmaktadır.

Bu kısmı on yaşımda yazdığım bir şiirin (Düşlerdeki Gerçeklik) başlangıcı ile bitirmek istiyorum:

Bir hayal ile başlıyor gecenin gündüzü,
Ardından bir tane daha…
‘Bildiğin düş’ değil, gerçeğin bir boyutu bu.
Sevginin aşka dönüştüğü,
Tutkuyla karışık bir duygu…



5 Yorum

  1. Adsız
    Kasım 21, 2014
    Yanıtla

    Çok beğendim…

  2. Adsız
    Aralık 11, 2014
    Yanıtla

    ahahaha içindeki harı sevdim 🙂 bir gün yine çay içeriz elbet birlikte.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir