Toprak Gibi

Bir varmış bir yokmuş…

Bir adam varmış..
Bir de ihtiyar adam varmış…
Bir bulut varmış….
Birde çocuklar varmış…
Bir ağaç varmış..
Bir de güneş varmış…
Varlıklarda olmuş,
Yokluklarda olmuş..
Minneti kimse görmemiş,
Belki de olmuş da, yokolmuş…
Yağmur kurutmuş,
Güneş çürütmüş,
İhtiyar yürümüş,
Çocuklar tükenmiş,
Adamı ilk ıslatan nankörlük olmuş…
Çirkeflik üşütmüş..
Yaşanmışlık acıtmış…
Düşünmek üzmüş..
Uykusuzluk tüketmiş..
Bu sırada yalnızlığı farketmiş,
Başucunda bekleyen…
Şeffafmış,
Kokusuzmuş,
Tatsızmış,
Tensizmiş,
Sessizmiş,
Sesi yok imiş…
Yokmuş yalnızlık..
Sonra birden,
“Ağaca ne oldu?”
diye bağırmış…
“Ne ağacı?” demiş adam..
Yokmuş yalnızlık..
“Hani çocukların için ektiğin,
Hani büyümesini hayalettiğin..
Hani umut dediğin meyvenin,
Kökü derinlere uzanan ümidin ağacı” demiş..
Yalnızlık yokmuş..
Ağacı düşünmüş adam,
Köklerinin ne kayaları deldiğini..
Dallarının ne yıldızlara değdiğini..
Yalnızlığa bakmış,
Onsuzluğu görmüş..
O zaman o da farketmiş,
Meğer yalnızlık yokmuş..
Hiç olmamış..
Onsuzlukta,onun gibi kandırmış onu meğer…
Bilememiş, kızmak mı üzülmek mi?
Kaçmak mı yetişmek mi?
Yüzünü aya dönüp yürümeye başlamış..
Arkasına bakana bir avuç toprak!
Yolundan şaşana bir faydasız “ah”
Ve arkasından rahmet..
Kulağına okunan ezandaki
Sonradan tanıdıklık var ağzındaki ıslıkta…
Yolun hiçbir zaman bakmayacağı taraflarında,
Görmeye korkacağı ürkünç suretler,
Pusu kurmuş bekliyormuş,
Dönüp bakarsa diye eğer…
Hiçliğe kadar koşmuş adam…
Ne renk kalmış,
Ne koku..
Ne ses varmış,
Ne doku,
Ne yalnızlık…
Ne onsuzluk…
Ne o, ne de “o”…
Gözlerinden görmüşlük,
Yüzünden geçirmişlik akıp gitmiş..
Ellerine baktığında sevildiğini hatırlamış..
Arzulandığını, tapıldığını…
Gözlerini yumunca gözlerini hatırlamış..
Sevdiğini arzuladığını taptığını…
Tam arkasına bakacakken,
Toprak kaçmış gözüne..
Herşeyi hatırlamış..
İhtiyarı,
Güneşi,
Çocukları,
 Yağmuru…
Yürümeye devam etmiş,
Durup ölmeyi seçmek yerine..
Çünkü bu hikayeyi
Daha öncede de dinleyip ağlamış..
İki kere zor ölür insan..
“Nafile ölümler..”
Onu arkasında bırakmış,
Onsuzluğu da hemen oracıkta.
İçinde onunla beraber,
Gözüne hiç toprak kaçırmadan
Sonsuza kadar yürümüş…
Kuru kalmış.
Sevildiğini hatırlamış.
Gülündüğünü hatırlamış,
Gülmüş geçmiş yanaklarını
Kuru kuru kanlar ıslatırken..
Birdaha
Gözüne toprak falan kaçmamış..