Yaşım 25

İskambil destesi diyorlar. 52 esas kart, 2 tane de hiç bir halta yaramayan joker var o destede. Joker her kartın yerine geçer diyorlar. Sonra bir bakıyoruz geçmediği oluyor. Zaten bir desteye de “onluk” diyorlar. Ne diyorlar bunlar allah aşkına? Bana sorarsanız düzinenin kökü düzmek.
Geçen yine 25 yaşındayım. Çakı gibiyim, dinamo gibiyim. Çeyrek yüzyıl var ayaklarımın dibinde ama yüzümden kan damlıyor. Şu dünyada hesabını veremeyeceğim bir tek günüm bile yok. Radyoaktif sızıntıya maruz kalan bir şeytanın kimsenin görmediği bir anda ısırdığı meleğim ben. Hala benim için endişelenecek kadar küstah zavallılar varsa aranızda, işte şu avuçlarımda duran iki küçük yeşil cevizcik sizin o kocamaaan düyanızın benimkilerin yanında na-reside taşakları.

Bacaklarınız birbirine mi küstü, neden ayrı gayrı duruyorlar? Ah siz ne fenasınız, tatlı konuşalım diye durmadan tatlı ikram ediyorsunuz…Şunları bitireyim, söz.

Bazıları kaybedince yıkılır, kazanınca yıkar.Bazılarına göre önemli olan katılmaktır, Netice önemli değil derler. Bazı akıllılar bir kenardan mal gibi seyredip izlendiklerini hissedince de kafalarını başka yöne çevirirler. “Aşk yok, amaç yok, hayat boş, savaş gaddarca, oyun aptalca” derler.Ben mekanıma gelen bu andavalların hepsine “he” demeyi tercih eden oyun kurucuyum. Sürekli göz önünde olup kartları dağıtan kızım ben. Aynı zamanda perde arkasında o kimsenin görmediği bir çift çelik taşağım. Kurallarını kimin koyduğunu kimsenin sormayı bile aklından geçirmediği oyunum. Kasayım. Ve  daha 25 yaşındayım.

Dostluk, paylaşmak güzel. Geçici de olsa çok kıymetli. Bazen eş frekanslı iki metalin birine vurunca ötenkinden çıkan tınıyı duyar oluruz düne kadar adını bilmediğimiz, yarında ister istemez unutacağımız insanlardan. Vermenin almaktan daha eğlenceli olduğunu keşfederiz, ama bol bol da alırız. Onlar bizim için kavgalara girerken, onlar için vereceğimiz mücadelelerin fırsatlarını kollarız.Aşk duyarız, özlem duyarız onlara. O ruhun bedeni hangi coğrafyada ikamet ederse etsin buradan, bizimki de oradan başka yerde olamaz. Literatüre karizmatik formülleriyle geçmiş iktidarsız bilim insanları buna “kuantum” der. Ben “vay anasını..” diyorum. Ama gel gör ki bir işte alış-veriş oldu mu, ya takasa ya da bir takas aracına ihtiyaç duyulur. Zamanla ne aldığın kalır ne verdiğin… Para iklim tanımayan bir ayrık otu tohumudur. Her mevsimde orospuluk doğurur.

Ben 25 yaşındayım. Tam 100 mevsim gördüm ben! İnanabiliyor musun? 25 yaz, 25 kış, 25’erden 2 tane adları eş gidişatları zıt rengarenk bahar. En ufak bir rüzgarın toprağa secde ettirebildiği bir fidan değilim artık. Ama odunsu borularındaki yaş halkalarından başka övünecek bir şeyleri olmayan içi boş ihtiyar kütükler gibi de değilim. Esnek, dayanıklı kollarımda cıvıl cıvıl öten kuşları misafir ederken, parmak uçlarımdan tomurcuklar verip kendimden taşıyorum. Yapraklarımı Güneş’e uzatıp nefesimle hayat verirken, gün geçtikçe sertleşen köklerimi Dünya’ya daha bir detaylı sokuyorum. Kim olursanız olun, hepinizi seviyorum. Hem de bazılarınıza vakit ayıracak kadar. Ne de olsa 25 yaşındayım, daha bol bol nefret edecek zamanım var..Görüşmek üzere.