Yazıyor! Yazıyor!

Merhaba bayanlar, ve diğerleri… Uzun zamandır işlerimin yoğunluğu ve sık sık yaptığım şehirler arası seyahatlerden dolayı siz değerleri okurlarımı müptelası olduğunuz güzelim yazılarımdan mahrum etmiş bulunuyorum… Yok lan içimden gelmemişti hiç. Şimdi geldi işte. Yaklaşın bakalım.

Hepinize, bu yazımı şu an okumakta olan her bir zavallı ruha sesleniyorum! Şu an baş başayız. Aramızda kimse yok. Belki sırtüstü uzanıp duvara paralel uzattığınız kollarınızın ucunda ki telefonlarınızla yatağınıza,belki kamburunuz çıkarak karşısına oturduğunuz bilgisayarınızla masanıza, belkide artık bilmem hangi teknolojik ıvır zıvırla nereden internete girip beni okuyorsanız oranıza kadar gelmiş bulunuyorum. Ben Vizontele’nin mutasyona uğrattığı Zeki Müren gibiyim, hepinizi görüyorum. Ama endişe etmeyin, beni sizinle birlikte kimse görmüyor, her şey aramızda… 🙂
Ve bu açıklamamın bana verdiği yetkiye yaslanarak, artık bireysel hitaba geçiyorum müsadenle.
Çok hikayeler yazdım ben. Çok oyunlarda (oyunların içinde yani.) oynadım. Çok kitap okudum, çok masallar dinledim… Ama armut başım pişip önüme düşmeye başladıkça bu zaman kayıplarımı da kontrollü olarak azaltıyorum çok şükür. Çünkü hiçbir şey yazıldığı kadar sığ, okunduğu kadar dar açılı, söylendiği kadar da imkansız değil. Sen dostum, kalemini kır, kitabını yak, ve çok konuştuğumu düşündüğün an bir yumruk patlat alt çeneme.(sonra bende vururum ama…)
Kendi sınırlarını ancak sen belirleyebilirsin. Ama rica ediyorum beni götünden anlama. Bu aptal bir kişisel gelişim metni ya da 60 yaşına gelip “hiçbir halt beceremiyorum, bari yaşam koçu olayım” diye kendi sıfatına(!) kendi bürünen bir budalanın sözü değil. Bu bir gerçek. Ve burada keşfedip “aha!” diye çırıl çıplak sokağa atlamana neden olması gereken detay ise, ille bir sınır falan olmasının gerekmediği.Koyma sınır, “belirleyemedim ulan ben, çok karmaşıktı” de.Haklısın!
Sınırlar seni korkutuyor. Engelliyor.Taşın altına yapışmış bir milyon yıllık bir yaprak fosili gibi görünmene sebep oluyor. Halbuki sen altındaki iz değil, taşsın taş! Sıradan bir taş olmaya devam edersen senin gibileri ucuca ekleyerek sınır yaparlar. Ummadık taş olursan da baş yararsın… Ama her ne kadar öyle gibi görünse de , bugün seni yapman için değil, yıkman için gazlamaya çalışıyorum.
Yık. Kabullerini reddet. Sırf atalarımda inanıyor diye inandığın hurafelerinden sıyrıl ve kendini keşfet.Ancak böyle özgürlüğünü kazanabilirsin ve bende bu yalnızlıktan kurtulurum.Anonim kalıplarla şekillendirdiğin hayatını bir düşün. Öyle saçma bir hayat akışın var ki uçaklarda verdikleri ufacık karton kahve bardaklarını bile dolduramayacak seviyede, ama sen yine de mutlu olmaya çalışıyorsun. Şöyle diyorsun mesela: “evlilik aşkı bitirir”,”üniversite okumadan adam gibi iş bulunamaz”,”insanda o yetenek yoksa o işi yapamaz”,”bir kere aşık olunur”,”kısmet değilmiş” vesaire.Böyle bir papağan olduğun için çalışıyorsun işte. Yoksa mutluydun sen.
Bu söylediklerini ve daha rezil benzerlerini sıkı sık başkalarından da duyuyorsun.Şimdi bu şehadet anlarından rastgele birini getir gözünün önüne. Sadece bir kez aşık olunur diyen o adam kaç ömür yaşamış ta ortalaması 1 çıkmış yaşadığı o masalsı aşkların? Ya da “yetenek yoksa ııh” diyen lavuk, kaç gram ter akıtmış o yapılmasına mucize gözüyle baktığı iş için? Bir de bunların envai çeşitlerini peş peşe kullanan insan oğulları var. Bin ömürlük rafine tecrübe depoları 🙂 Duyma.
Doğurmak en güzel ve mucizevi özelliklerimizden. Sen, gömmeyi de öğren. Bildiğin gibi toprak örter, ama yutarak örter.Kabil en doğrusunu yaptı. Hatasıyla veya bir bakıma onu sınırlayacak olan  şeyle ezik bir şekilde yaşamak yerine durumu kabul edip üstünü toprakla örttü. Ve hasat zamanı geldiğinde gidip tecrübelerini topladı. Yutan kusarda. Ama toprak en güzelini kusar.
İmkansız olan ölememektir. Yanlış olansa vaktinden geç ölmek. Bir an önce öl ki, ol.