Aptallar

Merhabalar! Ağzım açık gözüm yumuk bir şekilde iletişim kuruyorum bir süredir yığınlarla. Çünkü tahammülüm epıl’ın ayfonları gibi piyasaya sürüldüğü an tüketilir oldu. Ezilirmiş, kırılırmış hiç önümde değil vallahi. Yeteri kadar gölge etmediniz mi ey “ihsansızlar” allasen? Geçiyorum.

Keşke diyorum bazen, çocukluğumda yerel bir kiliseye zangoç olarak verselermiş beni yaz okullarında. Hem harçlığımı çıkarmış olurdum hem de arı-duru, kendi halinde bomboş yaşamaya dair tecrübeler biriktirirdim. Şimdi herkesle papazım daha mı iyi? Üçüncü sınıf budaklı ıhlamur ağacının fırınlanmamış kütüklerinden yontma zurnalar, söyleyin bana, çanlar kimin için çalıyor? Her malın bir alıcısı vardır derler ama, sizi alan ne amaçla kullanıyor? İşçiliğiniz bu kadar ucuz, malzemeniz bu kadar dandik olmasına rağmen tirajınız ne kadar konik… (evet tiraj, ve evet “konik”)

Çekilmiyorsunuz. Çekilemezsiniz. Lupus-grandus-malafatüs motoru da taksalar çekilmezsiniz siz. Kulaktan kulağa oynayan papağanlar gibi deforme olmuş bir şekilde vücut buluyor kurduğunuz cümleler. Bir haritası olsa dahi üstünde gösteremeyeceğiniz adalara dikilmiş bayraklar gibi savunuyorsunuz kaynağı tam isabet götünüz olan saçmalıklar koleksiyonunuzu. Kelimeleri “Anneciğim” diyen köpeklerin bilinciyle kullanıp, “oha lan köpek annecim dedi!” ifadesindeki şaşkınlık ve saygının aynı tonunu yakalamayı bekliyorsunuz. Malsınız işte. Sizin beyninize soksunlar ki bir şey onu dik tutsun, ezilip büzülmesin her darbede. Çok vuracağım daha.

Hepinizin babası olsaydım size isim takacağıma aklımdan bir sayı tutardım daha iyi olurdu. Hatta tuttum bile “1”. Çünkü hepiniz birsiniz. Çarpmanın etkisiz elemanları sizi. Bugüne dek dünyanın bütün miraslarını kayalar gibi yuvarlasak üstünüze içinizden geçecekler. “Aha!” diye farkedemiyorsunuz çünkü. “Ah” ta kalıyor sizin aydınlanmanız. Veyahut ta “oh”. Sırası geleni parıl parlatıp yoluma bakıyorum bende. Lanet olsun içimde ki insan sevgisine.

Ama faydanız da olmuyor değil.(Oluyor yani afallamayın, iyi bir şey söyledim bu sefer)Şükretmeyi öğretiyorsunuz insana. Ağzınızı açmanızın hemen akabinde dinleyicinin gözüne fazladan bir cam tabakası yerleşiveriyor ve  o ana kadar işten güçten fırsat bulamadığı bir takım şeyleri irdeleme imkanı buluyor. Şaolin rahiplerinin kafalarında demir borular kırması misali, sizi dinleyip acı çekeceğine, bütün metabolizmasını kandırmayı öğrenerek beynine darbe almadan kurtuluyor bu saçmalıktan. Sanırım bir türlü arayıp bulamadığınız Tanrı, sizleri biz kullarını hidayete erdirmek için yaratmış. Cennetliğiz yani sayenizde, var olun.

Not: Cennet falan da bir yere kadar ama. Siz tesbih olsanız yine de çekilmezsiniz.