Her Şey Çok Güzel Olacak

Geçecek bugünler de moruk. Gecenin yerini gündüz alacak. Bak topallıyor kırık bacaklı şeytan. Sen sabret, her şey çok güzel olacak…

Her kitap sonuna kadar okutamaz kendini. Kalite arar insan ister istemez. Olay örgüsü, karakterler, üslup, derinlik falan olsun ister içinde değil mi? Yoksa kitap olmuş dünya para, bir de tadını alamıyorsa okuyup ne yapsın!

Ama hayat bir sınav ya, öğretmen zorla okutuyor bize kötü kitapları bile bazen. Öğretmenin bir bildiği var ki okutuyor. Dikkatli olmalı, buradan soracak demek ki…

İşte biz o kötü kitaplardan birinin sonuna yaklaştık moruk. Tekrar tekrar aynı kitabı okumaya lüzum yok. “Ben cahil kesimin ferasetine güveniyorum, en güzeli sadece ilk okul!” diyen bazı defolu hayal ürünlerinin hayal, sınavın ise gerçek olduğunu unutmamalıyız. Güzel kitaplar okumaya başlarsak, her şey çok güzel olacak.

Sokağa çıktığımızda iş, evimize döndüğümüzde huzur bulsak artık ne güzel olacak. Aynı tornadan çıkma “haberleri” iğrenç üslupları ile zihnimizi kirleten o pis dudaklardan tekrar tekrar duymasak. Zil gibi çalmasa kafamızda her an. Tekrar gazete okumayı sevsek mesela. “ben küsemem ki sana zaten şapşik!” deyip barışsak hayatla tekrar…

Ama olacak, hem de her şey çok güzel olacak. Neticede beraber yürüdük biz bu yollarda. Bu yola çıkalı da bin yıldan fazla oldu hani. İpek yollarını mı görmedik? Dağlara tırmanan gemileri mi? Dünya savaşlarını mı? Alimlerimize ve bilime sırt çevirdiğimiz her seferinde aldığımız dersleri unutmadık ya? Hiç düşmandan dönme dostumuz oldu mu? Peki kaç dostumuzla düşman etti bizi yağan yağmurlarda şemsiyesiz bırakan tatlı su pokemonları?

Her şey çok güzel olacak Alper Eratilla

YSK Seçim İptali Kararı

Şimdi bugüne kadar bir sürü sıra dışı seçim gördük. Fantastik aksiyonlar yaşandı bu seçimlerde. Trafolara kediler girdi, sağda solda çuval çuval oylar bulundu. Noter görevlileri gibi şak şak şak diye otomatiğe bağlayıp aynı yuvarlağın içine aynı damgayı hiç utanmadan vurup halkın iradesine küstahça hakaretler eden yassı solucanları görmedik mi?

Mezarlıklarda ki ölülerimizin, somut apartmanımızın soyut katlarında oturan hayali komşularımızın oy kullandıklarına şahit olmadık mı? Üç oda bir salon bir evde ikamet ettiği iddia edilen 100 küsur kişilik ailelerin listelerini görüp “ulan vay anasını demek zamanında Çin’e girsek bizi asimile edemezlermiş meğer, tüh!” demedik mi hiç?

Bir ülkenin başkentine çeyrek asır boyunca otobüslerle, kamyonlarla adam yığıp kendilerine oy fabrikaları inşa etmelerine göz yumulan belediye başkanlarını görmedik mi? Her seçimde büyük şehirlerimizde ikamet eden kardeşlerimizin nüfuslarının birden petri kaplarında kontrollü deneyle çoğaltılan bakteriler gibi arttığını unuttuk mu?

Ve itirazlarda bulunduk. Ne cevap verildi ? “Atı alan üsküdarı geçti, heyy!” Evet, bunları yaşadık. Ergen çocuk rüyası değil bunlar. Size George Orwell’ın 1984’ünden alıntılar falan da yapmayacağım. Bu topraklarda yaşayan kimsenin para verip okumasına gerek kalmadı o kitabı. Kalın kapaklısı çıkmış çok güzel, illa ki koleksiyon yapacaksanız alabilirsiniz okumasanızda.

Sonra bir gün bir şey oldu,dünyanın en klas şehri İstanbul,bir şekilde kedileri medileri mezarlıkları ,göçleri markaları, tehditleri, baskıları her türlü engeli inanılmaz bir şekilde aşarak aynı güzel tepelerinden benzer gemileri bir kez daha yürüttü ve tekrar bağımsızlığını kazandı. Cebren değil, resmen. Biri çıkıp “Her şey çok güzel olacak dedi.” “Ulan acaba?” dedik…

Saydılar, bir daha saydılar. Ülkenin kalanı bitti benim güzel İstanbul’um bir türlü doyamadı pusulalarını tekrar tekrar saymaya. Zamanında Üsküdar’a koşan atlılar bu sefer attan düştüler. Bir baktık hemen toparlanıp bir kaç paragraf yukarıda bahsettiğim o çirkin faaliyetleri sanki kendi fabrikalarının mühendisleri icat etmemiş gibi ortaya sürmeye başladılar. Yok artık dedik, güldük…

Ama! Bugüne kadar kulağı iltihap kapan yüksek seçim kurulunun gözleri gazozuna ilaç atılmış, yanlış zamanda yanlış Nuri Alço’nun yanında bulunan gencecik saf kızlar gibi bir anda kapandı tüm tehlikelere! Üstelik öne sürülen tüm gerekçeler asılsız çıkmasına rağmen, aynı zarflarda bulunan diğer 3 oy geçerli kabul edilmesine rağmen, sadece büyük şehir belediye başkanı oyları geçersiz sayıldı ve seçim iptal edildi..

Yüksek Seçim Kurulu’nun görev süresi uzatıldı. Tarihinde ilk defa bir belediye seçimi için ülkenin bakanları ve daha yüksek makamlarda ki görevlileri sahaya indi. Çirkin suçlamalarda bulunuldu. Hakaretler edildi. İftiralar atıldı. Birden aynı ülkede farklı düşünen herkesin (üstelik sadece onlardan farklı düşünen) terörist olduğunu öğrendik. Hem de lafla değil ha, millet baya baya tutuklandı. Biz yine şok! Şaka şaka ne şoku. Sanki başka şarkıları mı var söyledikleri?

Nereden nereye.. Olsun be moruk. Şu hareket var ya, yeteri kadar umut doldurdu yüreklere. Sanatçılarımızın isimlerine ilkokul çocukları gibi defterinin sayfalarına güzel güzel yazıp bir de sosyal medyada paylaşan kişiler, bir seçimden, bir vilayetten fazlasını kazandırdı tereddüt eden zihinlere.

Resmi olarak cezası bir türlü kesilemeyen hakaretler herkesin canına tak ettirdi artık. Körlemesine takım tutup kavgalar etmek yerine futbolu sevmeyi öğrendi bu millet. Millet, kaderini tayin edebilecek yegane şeyin kendi iradesi olduğunu hatırlamaya başladı bu gaflet, dalalet ve hıyanet tablolarıyla dolan evinin duvarlarına bakarak sonunda.

Şimdi bize yeni bir dekorasyon gerekiyor. Pencerelerimize çakılan tahtaları söküp açacağız. Karanlık tabloları çıkarıp atacağız. Şanlı geçmişimizin tahrip edilmeye uğraşılan mukaddes tarihini okuyup, geleceğimizin hatıratını yazmaya kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Biz de bu bilincin aydınlanmasında emeği geçen tüm güzel insanlara teşekkür ediyorum. Her şey çok güzel olacak! Dinleyin bak…



İlk Yorumu Siz Yapın

    Bir cevap yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir