İŞTE BÖYLE, İŞTE BÖYLE!

Ne öldüm ne bittim. Kabul, her şeye alışıyormuş insan. Ama şu, artık kemikleşmiş bazı şarkılar susmuyor bir türlü beynimde.

Yüksek sesle söylemeye cesaret edemesem de sürekli dilimde dolaşıyor hayaletleri .Ya da her gün gördüğüm rüyalarımda bir değişiklik olmuş değil. Tüm ailesini bir yangında kaybettikten sonra itfaiyeci olmaya karar verip her gün alevlerin içine dalmaya gönüllü olmuş elli yaşında bir itfaiyecinin elde edebileceği türden bir alışmak benimkisi.

Zaman zaman ümitsiz hayallere kapıldığımda oluyor. Tüm birleşim yerlerinden kaynak yapılmış, upuzun bir zincir gibi iç içe geçmiş beğenilerin bir sonucu bu. İki parçaya bölünmüş yekpare bir vazonun yapıştırılıp izlerinin görülmeyeceği bir mesafeden bakılması gibi. Zaferleri paylaşabilecek, felaketleri atlatabilecekmiş gibi, yeniden. Ama uluya uluya ağlatmıyor bunlar artık. Sonuçta, bir rüya da yaşıyoruz, ve bundan başka dünyalar da var. Bir tanesinde tüm bunlar oluyor, veya olacak. Bunda olmadı mı nasılsa?

Çiçeklere şarkılar söylüyorum hala. Ellerimle tempo tutarken gözlerim kapalı. Hala hayvanlara cins isimleriyle sesleniyorum. Kediyse kedi, köpekse köpek işte. Ve daha bir sürü şey aynen olagelmekte. Değişiklikler çok fazla olsa da, değişen bir bene rastlanmıyor buralarda. Saçmalıyor muyum sayın okuyucu? Evet, bir ömürdür bunu zevkle yapıyorum. Ama okyanusa atılan şişeler belki de gerçekten sadece okyanus için atılmıştır.

Benim bir ……. var, o benim .. ….. . Ben … çok ……. . İşte yine bir şarkının hayaleti. İşte yine duvarların arkasına onunla beraber geçemiyorum. İşte böyle, işte böyle….