Maç 90 dakika

Maç 90 dakika 1
Hayatımda hiç baştan sona bir futbol maçı izlemedim ben. Sempati duymadığımdan değil; yeşil çimenleri de, kalabalık tribünleri de , dört gölgeli at bacaklı milyonlarca dolarlık mitolojik adamları da severim.
Çocukken bir kaç defa mahallede oynadım bile hatta. Ama bizim oyunlarımızda kırmızı kart yoktu. Hakem de yoktu. Zaten topu topu kaç tane kural var, oynayan herkes de bunları biliyor işte. Biri mızıkçılık yapacak olursa ağzına vururduk bir kere, sonra oyunumuza devam ederdik. Öyle kırmızı kartla oyundan atmalar, dışlamalar olmadı hiç.
Bizim mahallede kendi aramızda yaptığımız maçlar profesyonellerinkinden daha güzeldi. 20-30 gol yediğimiz – attığımız olurdu. Hatta bir yerden sonra skorda itilaf çıktığı için (haliyle herkesin dilinde ayrı bir skor tahtası…) bütün maçı baştan oynardık. Şimdi bakıyorum gazetelerde maç sonuçlarına rezil rezil skorlar. 0 – 0 biten maç var ya! Koskoca bir buçuk saatin, fiyakalı adidas ayakkabıların ve on binlerce canlı taraftarının götlerini yırta yırta adını haykırdıkları tezahüratların var senin be adam! Annen sana aylak aylak top peşinde koşuyorsun bütün gün diye posta koyup motivasyonunu mu kırıyor da kendini veremiyorsun şu oyuna? İşte çöldeki mecnunun “Ulan belki Leyla’yı bir gün tekrar görürüm…” ümidiyle bir buçuk saat boyunca gol olmasını ümit etmek (benim için) derviş sabrı gerektirdiği için seyredemiyorum maç. Ümit gönlümün ekmeği, ama kuru kuru gitmiyor be hacı.
Ha, birileri sürekli şunu açıklamaya çalışıyor bana, samimi çabalarından dolayı da çok teşekkür ediyorum. Ofsayt varmış, saha çok büyükmüş, “boru değilmiş” falan… Gülümsüyorum, ama anlayamıyorum. Belki çocukken yaptığımız maçlarda sahamız çok büyük değildi ama, bizler çok küçüktük be yavrum. Oran orantı. Ve ofsayta gelince, sanki elli tane gol atıyorlar da hepsi ofsayta düşüyor. Sen de gülümse 🙂
Ben işin ritüelini çok seviyorum. Sahaya çıkarlarken ki duruşları var ya, ‘ biraz sonra ananızı ağlatıcaz ulan tek tek hepinizin!’ bakışları çok ateşli. Bir gol attıktan sonra kardeş kardeş kucaklaşıp bir takım sevimli karaografiler yapmaları… Yabancı ülkelerin maçlarında bile gördüğümüz o köyümüzün universal tanıdık el hareketleri. Hepsi çok tatlı. Param olsa hepsini alıp bahçede tek kale oynatırdım. Ha bir de Pele, Maradona gibi sokak çocukları var. Araya nasıl karışmışlar bilmiyorum, ama işte onlar bu oyunu gerçekten çocuklar gibi oynamaktan vazgeçmeyip tarihe kazınmışlar. Onları almıyorum, bizim burada onlardan çok var çünkü. Kavga çıkar. Bir pisuara iki tahliye borusu fazla gelir.
Ama futbolu seviyorum. Eminem’e taş çıkartan spikerlerini, He-man gibi taraftarlarını,üçlülerini, beşlilerini, çocukların gözerine yerleştirdiği parıltılarını, didaktik marşlarını hepsini seviyorum. Çok yaşa futbol! Gol olur!



İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir