TÜRK BLOGGERLAR

Türk blogger deyince aklınıza ne geliyor? Bir Starbucks’ta önünde macbook’u ile oturup saatlerce dertsiz tasasız bir şekilde Canon bilmem kaç model profesyonel kamerası ile çektiği fotoğraflarını düzenlerken bir yandan da en son gittiği dünyanın o en egzotik yerlerini tarif etmek için kullanacağı süper havalı kelimeleri aramaktan başka sıkıntısı olmayan, dünyanın genelinde gördüğünüz türden bir küçük amatör yazarlar topluluğu mu? Ama küçük bir farkla, bunlar Türk..

Size kendi hikayemden bahsedeyim. Ben bir blogger olmaya karar vererek başlamadım. Türk olmaya da karar vermemiştim, böyle doğdum. Ve bunu sevdim. Biliyorum ki başka bir milletin mensubu olarak dünyaya gelseydim, yine aynı sahiplenici duygular ile o milletimi de benimseyecek ve aynı şekilde sevecektim.

Ama Türk olmak başka.. Şu dünya üzerinde eğer birileri illa edebiyat, sanat, politika ,matematik gibi ciddi kulvarlarda koşturacaksa,bulup bulabileceği en geniş parkurlar Türk coğrafyalarında olacaktır. Burası medeniyetleri birer masal kitabı gibi raflarında biriktirmiş, komşu çocuklarıyla sürekli cömertçe takaslarda bulunarak o rafların örümcek ağları ile kaplanmasına asla müsade etmemiştir.

Öyle ki, bu topraklardan (tüm öykülerimizin orijini olan Mezopotamya da dahil olmak üzere) fışkıran harflerle, yine bu topraklardan filizlenen yaprakçıkların üzerlerine kargacık burgacık yazdıkları yazılar ile kendi medeniyetlerini var etmiş ve yüceltmişlerdir.

Sonra? Sanırım sonrasında olan şu. Hani havalı müzik temalı filmlerde olur ya, genç çok yetenekli bir çocuk ailesinin baskısı ile klasik müzik eğitimi almaktadır ama en son isyan ederek Rock’n Roll’cu olmaya karar verir. Gitarı ile karmaşık zengin melodiler çalmak yerine, daha ucuz armoniye sahip ama daha bakir hisleri barındıran bir türe yönelir ve o dalda kendini ispat eder, işte biz de bu çocuğun ne tarafa bakacağını şaşırdığı için kendini yeniden ispat edemeyen bir örneği gibiyiz. Halbuki aşk ve ilham duyguları yıllandıkça “klasik” olurlar.

İşte bende yazmaya topraklarımın mahsulü olan aşk ve ilham kelimelerinin tesirine kapılarak başladım. Blogger olmalıyım diyerek değil. Ama artık etiketimi Türk Blogger olarak belirlemek istiyorum. Çünkü sahip çıktığımız süre boyunca bizi yücelten tecrübe ve yeteneklerimiz, yani servetimiz ne yazık ki hızla tükenmekte. Ve her birimiz hızla akan bu selin önüne küçük ya da büyük bir taş koyamazsa kültürümüzü bir zamanlar bize ait olduğunu unutmuş bir şekilde başka müzelerden tekrar öğrenmemiz gerekecek.

Bloggerlık ve Türk Bloggerlar

Şimdi buraya kadar okuma dirayeti gösteren arkadaşlarım için asıl konuya geliyorum. Blogger, seçtiği alan veya alanlar hakkında ki fikirlerini azami özeni göstererek derleyen, toplayan ve “seçkin kitap evlerinde yer almak” gibi tavizler vermeyi gerektirebilecek durumları bir kenara bırakarak benliğini umuma açan bir “modern yazar” türüdür.

İstediği her şeyden bahsedebilir. Moda, elektronik, edebiyat seyahat, politika vs.. Her şey. Bir tutkusu veya herhangi bir hobisi olması bile başlamak için yeterlidir.

Türk Blogger ise, nüfus cüzdanının uyruk sütununda TC ibaresi olan blogger çeşididir. Bu küçücük sütun, aslında kültürel zenginliği, derin bir entelektüel mirası, tavan yapmış duygu birikimlerini ve bir zamanlar tarihe yön verme iradesine sahip olmanın tecrübelerini içinde barındırır.

Bunlara ek olarak, hızla sürüklenmekte olduğumuz buhranlara, alışık olmadığımız çirkinlikleri normalimiz haline getirmeye çalışan akımlara karşı da bir bariyer olma sorumluluğunu barındırır aynı sütun ve aynı etiket.

Bizim tutkularımızı ve hobilerimizi özgürce yaşayabilmemiz için tarih sahnesinde yeniden bir mücadele vermemiz gerektiği bir zaman içerisindeyiz. Yarın kaygısı olmadan yaşamamızı engelleyen, aklımızın odalarını tüm kaynaklarımızı tüketmek pahasına işgal eden, bizlere korku salan ve omuzlarımızda hak etmediğimiz bir yükten ötesine geçemeyenlere karşı birer çift söz söyleyerek başlamalıyız işe.

Rezonans yaratmalıyız. Tüm hislerimizi haykırmaktan çekinir hale geldiysek bile, en azından aynı anda fısıldamalıyız. Öyle ki cehaletin verdiği o temelsiz cesaret ile en olmayacak şeyleri bile söyleme, hatta utanmadan bir de faaliyete geçirme cüretini kendilerinde bulanlar kendilerine gelmeye başlasınlar.

Özlediğimiz refaha tekrar kavuşmak için artık hayal etmemiz yetmiyor. Konuşmalı ve yazmalıyız. Uzun zamandır ara verdiğim bloğuma bu yeni misyonumu da ekleyerek devam etmeye karar verdim. Benzer şekilde düşünen arkadaşlarımla tanışmak, henüz böyle bir uğraşı olmayan arkadaşlarımı da zamanla beyinlerini ortak bilince doğru akıtırken görmek isterim.

İçerik olarak, eski üslubumu muhafaza ederken yeni dallar eklemeye çalışacağım. Bana seslenmekten dilediğiniz bloğu burada paylaşmaktan çekinmeyin.